Kayıtlar

Mayıs, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Temenni

Yaşlıların ettiği klişe dualar vardır. Genelde bir kulağımızdan gidip diğer kulağımızdan çıkar. Ama yaşadığı şeyler bu duaların önemini hatırlatıyor insana. Ne kadar dua orasını ben bilmem teolog falan değilim. Dindar biri hiç değilim. Ama bana göre aslında tecrübeye dayalı temenniler bunlar. "Allah hayırlı insanlarla karşılaştırsın" temennisi mesela. Daha geçen bayram babaannemi ziyaret ettiğimde beni uğurlarken söyledi. İçimden "hayırlı insan mı kaldı babaanne" demiştim. Ama sesli söyleyemem. Kadın 90 küsür yaşında ve sağlık durumundan dolayı belki son 20-25 yılını evde geçirmiş. Kulağı pek duymaz bu yüzden televizyon da pek izlemez. Dışarıda hayatın ne kadar boktan, acımasız ve yalanlarla kaplı olduğunu unutmuştur herhalde, hatırlatsam acısından ölebilirdi. Sustum ve kendine iyi bak deyip çıktım. Şimdi daha iyi anlıyorum babaannemin bu masum ve maalesef işlevsiz temennisini. İnsan sosyal bir varlıktır. Düşünün ki bir sabah kalktınız tüm sokaklar, caddeler boş...

Suskun

Bu gün ilk defa penceremden bakarken seni değil, kendimi düşündüm ne hale geldiğimi düşündüm uzun uzun gri binaların arasından gökyüzüne baktım bir süre bulutlar seyrekti bir şey anlatmıyor artık fesleğen o da suskun odam suskun, ben suskun kalemim leş gibi kokuyor sildim ıslak mendille belki hatıralar da kokularla birlikte silinir diye bitiremiyorum şiirleri Cahit Külebi gibi idare et..

Artı değer

sarhoşken amber taşlarına duvar kenarı, üzüm resimleri yanında hani ben sosyalistim ya! anlatırdım en basit dilde artı değer kavramını sana kumaşı hindistan'dan işçiyi suriye'den getirirdim Türkiye'de diktirirdim sushi desenli penyeyi  maliyetinin 10 katına satardık ya moda'da işçiye pay kalmayınca üzülürdük söverdik patrona - Ne anlatıyorsun sen ya? - Değer, artı değer. değmezmiş

Kavanoz

kavanozlar boş artık mantar yemiyorum gömüyorum bir şeyleri ne olduğunu bilmiyorum zehirliymiş o mantarlar küflenmiş kavanozların içi hep şeytan diyor kır hepsini 21. yüzyılda şeytana uymak kolay

İbadet

sigaranın sonunu içemezdi boğulur atardı gözlerinde galaksiler taşır ibadet eder gibi bakardı şimdi göktaşları düşüyor gezegenine atmosferi dumanaltı tuzlu bir yağmur galaksisinde, boğulacak gibi oluyor boğulamıyor

Pencerem ve fesleğen (2)

Resim
Hayat güzelleşiyor dostlar. Acaba hiç tanımadığım komşularım mı okuyor yazılarımı, bilmiyorum ama karşı apartmandan, muhtemelen o farkında bile değil, büyük bir jest geldi diyebilirim. Çim adam koymuş penceresine. İsmi hazır, Nehir. Şimdi bir Deniz'im bir de Nehir'im var manzaramda. Ben de bir çilek almaya karar verdim, ismi var elbet ama bana kalsın. Tatlı olan hiçbir şeyi sevmesem de çileğin yeri ayrı artık bende. Zihnimden hatıralar büyüteceğim o çilekte. Bana ait, sadık kalan ve yalansız hatıraları besleyip meyvesini kuşlara yedireceğim bir çilek. Kuşların her kanat çırpışında penceremden pek göremediğim gökyüzüne uçacak hatıralarım. Uçsun. Değişir hayat, kalamaz hiçbir şey olduğu gibi bilirim. Bu günler de geçecek. Verilen karşılıksız kıymet ve sevgiler karışacak rüzgara, toprağa, suya. Ve nihayet eksilecek hatıralar da. Üzerime, yastığıma, odama ve aklıma sinmiş kokusu gidecek. Tadı kuşlarda, yüzü gökyüzünde kalacak.

Toparlanma vakti

Toparlanma vakti artık kalkalım mı? yürüyelim mi söğütlüçeşmeye karanlık park yollarında nefes nefese zikzak çizelim mi? peki ya titrerken kahkahalar eleştirel bakalım mı hayata? türlü şarlatanlıkları etiketleyelim mi birlikte? kedi falan sevelim diyorum, ıslak olur mu? toparlanma vakti artık kalkalım mı? derken yoruldum ben moda'dan söğütlüçeşme çok uzak geliyor artık karanlıktan da korkar oldum kediler pek yüz vermiyordu zaten bana şiir falan da yazamaz oldum

Pencerem ve fesleğen (1)

Resim
2 yıl yaşadığım evde yatağım cam kenarında olduğundan, yalnızca geceleri uyku tutmadığında temiz hava gelsin belki daha rahat uyurum diye açtığım pencerem küskündü bana. Pek bir manzarası olmadığından ve oturduğum binanın karşı binaya çok fazla yakın olduğundan ben de ona küsmüştüm açıkçası yani aramız pek iyi değildi. Barışmaya karar verdim penceremle. Yatağımı odanın diğer köşesine taşıdım. Şimdi odamın iki penceresinin de önü boş. İlk adımı ben attığım için olsa gerek pencerem uzatmadı aramızdaki bu küslüğü ve sonunda barıştık. Barışsak bile aramızda soğukluk vardı çünkü ben hala manzarasızlıktan yakınır pek belli etmesem de suçlardım onu, o sessizliğini korurdu. Sonradan farkettiğim bir şey oldu, yan dairede oturan ve hiç tanımadığım komşum balkonuna fesleğen olduğunu tahmin ettiğim boynu bükük ve hüzünlü duran bir bitki koymuş. Bu bitki iyi geldi bana ve pencereme. Aramızı yaptı diyebilirim. Pencere, bitkiyle buluşmamıza köprü oluyor, bitki ise dertlerimi dinliyordu. Yalnız ve...

0805

Benimle Gözleri tavanda Onun için yaktığım sigaranın dumanını üfledi İçindeki hüzün mü dumanla birlikte yükselen? Gözleri daima nemli kadının hikayesi bu Elleri titrer düşününce kederini Yüreği daima ürkek ama bakışlar emin Bir şeylere meydan okur gibi Şimdi üflüyor sigarasını İçindeki hüzün mü dumanla birlikte yükselen? Dağılıyor duman hayatın içinde kahpe Bir şimşek çakıyor moda sahilde Gözleri daima nemli kadının hikayesi bu Oysa benim her bakışım onun gözlerine çıkar İçtiğim her şiir onu anlatır Kuraklığımın can suyu olur farkında bile olmadan Ekmeğimdir sıcak, çayımdır o açık Aklı beş karış havada adamın hikayesi bu

Bulantı

Yüzünü sık sık yıkardı yüzleştiklerinden Nemli havlularda arardı kuruluğu Geçerken pis kokulu apartman merdivenlerinden Yaşardı hep soluksuzluğu Bir şey beklemezdi yaşamdan Duyardı sonsuz huzursuzluğu Hep böyle mi gidecek acaba derken Öğrendi duygusuzluğu Tozlu parkelerde terliksiz İkili ilişkilerinde güvensizdi Yaşamayı böyle seçtiğinden mi bilmem Hayata karşı özensizdi

Neden melankoli?

İstanbul sıkışık kent Her bina ağlar havasızlığa camlar karşılıklı selamsız Yine bir gün solurken griyi bekledim geleceği habersiz bir cam açıldı karşı binadan indirdim başımı yere çaresiz temkinlice olacakları bekledim göz altları halka halka bir kadın elinde siyah bir tas içi ekmek dolu döktü pencerenin denizliğine.. ben hep ağlaşırım burda kuş yok diye ağlaşırım ve şiirler yazarım o kadın ekmeği tercih etmiş bir umut ben ise şiiri bu yüzden midir acaba melankoli?

Sigara

İçtiğim sigaranın çıtırtısı sesin dumanı belin efkarı sevdan izmariti gidişin yakıyorum ardı arkasına izmariyleriyle aram bozuk sıkıştırıyorum iki parmağım arasına eziyorum gidişini onların da boyunları bükük dolu dolu kül tablalarım gidişinle yanıyorum sigara gibi özleminle gitme.

Düğün

Hükümlü bakışlarıma doğdu gün bugün geçer, yarın yaşanır, kalır dün öyle unutulmaz olur ki gidenler yaşam kahpe, hasret piç, ölüm düğün

Bira

Köpüklü bir bira mı hayat? Her yudumda acı içtikçe midede sızı Tadında bırakmak gerek yani biraz iç, rahatla sonra kır bardağı, doldurma

Polis öleni ben sanıyor

ışıkları tutamıyorum avuçlarımdan kayıyor karanlık en büyük korkum gece gittikçe çoğalıyor halıda kan izleri buldum cıgarası hala yanıyor cesedin başına oturdum gözleri bir tuhaf bakıyor bu çocuğu tanıyordum yıllardır yalnız yaşıyor bütün mektuplarını okudum kimseyle anlaşamıyor cinayeti otele duyurdum telefonlar üst üste çalıyor sabaha karşı başladı sorgum polis öleni ben sanıyor ATTİLA İLHAN Merhaba, Uzun zamandır belli nedenlerden ötürü yazamıyorum bir ara tekrar yeltendim ancak olmadı işte. Bu şiiri okuduktan sonra kaldığım yerden devam etmenin vakti geldiğini anladım ve yeniden buradayım. Sizin de ışıkları tutamadığınız oldu mu? Bazen öyle boşalır ki insanın içi, şeffaflaşır. Aldığı darbeler ya da yaşadığı olaylar öyle derin delikler açar ki bedeninde, aynaya baktığında dahi göremez kendini. Bu nedenledir ki kişinin kendisi bile fark etmez halini. Eski fotoğraflardaki gözler onun değildir artık. Bakışları değişir insanın hayatın akışında. Aylar son...

günaydınına

Bir tat kalır ağzımda, gecenin karanlığından bir nem kalır tende dudaklarından sonra sabah olur, gülüşün kalır bende bir günaydınına yakarım akademiyi seve seve ağlarım vedana, sarılırsan unuturum bir çocuk gibi kanarım hayat suyuna 21. yüzyılın piç sevdalarını koyup bir kenara, yeniden gözlerine dalarım ve seni aşkla kucaklarım

Altın vuruş

Öptükçe titredi cehennemim öpüldükçe biraz daha mahşer teninin tenime aktığı dakikalar dudaklarının ıslaklığıydı ölüm altın vuruş yaptık aşkla