Polis öleni ben sanıyor
ışıkları tutamıyorum
avuçlarımdan kayıyor
karanlık en büyük korkum
gece gittikçe çoğalıyor
halıda kan izleri buldum
cıgarası hala yanıyor
cesedin başına oturdum
gözleri bir tuhaf bakıyor
bu çocuğu tanıyordum
yıllardır yalnız yaşıyor
bütün mektuplarını okudum
kimseyle anlaşamıyor
cinayeti otele duyurdum
telefonlar üst üste çalıyor
sabaha karşı başladı sorgum
polis öleni ben sanıyor
ATTİLA İLHAN
Merhaba,
Uzun zamandır belli nedenlerden ötürü yazamıyorum bir ara tekrar yeltendim ancak olmadı işte. Bu şiiri okuduktan sonra kaldığım yerden devam etmenin vakti geldiğini anladım ve yeniden buradayım.
Sizin de ışıkları tutamadığınız oldu mu? Bazen öyle boşalır ki insanın içi, şeffaflaşır. Aldığı darbeler ya da yaşadığı olaylar öyle derin delikler açar ki bedeninde, aynaya baktığında dahi göremez kendini. Bu nedenledir ki kişinin kendisi bile fark etmez halini. Eski fotoğraflardaki gözler onun değildir artık. Bakışları değişir insanın hayatın akışında. Aylar sonra görüştüğü arkadaşı "zayıfladın mı sen? çökmüşsün" dediğinde 1-2 saniye duraksayıp "evet ya" der kalır.
"Cesedin başına oturdum gözleri bir tuhaf bakıyor"
Kişinin kendi enkazını izlerken yaşadıklarını ne güzel anlatmış şair.
Kabullenmek durumu vardır ayrıca, kimisi zevk alarak yaşar kimisi derin karanlık içinde debelenir bu hayatta. Yaşamayı becermek lazım. Beceremiyorsan da farkında olacaksın, kabulleneceksin. "Olmadı be, beceremedik işte" diyebilmek lazım. Bazı farkındalıklar nefesini kesiyor insanın, boğazda düğümle yaşamak ne garip şey. İnsan yine de alışıyor her şeye, yaşamayı becerememe ya da hayattan zevk alamama durumuna dahi.
"Her ömür kendi gençliğinden vurulur" demiş Yılmaz Odabaşı. Onun bu şiirinde kendini bulan ve gözleri dolan kaç kişiyiz acaba? Bir avuç ceset miyiz sabaha karşı sorgusu başlayan?