İNSAN KENDİSİNİN RÜYASIDIR İnsan kendisinin rüyasıdır Geçerken bir uçtan bir uca ömrünü Yaşanılanlar anıya dönüştü mü Geriye bir rüyadan izler kalır Kimdi o çocuk ben dediğim O delikanlı ben miydim gerçekten Şimdi bir tren penceresinden Başka yaşamlara bakar gibiyim Zamanı eksilten saniyelerden Sevinçlerden, üzüntülerden Hangisi düş, hangisi gerçek Sonunda sanki her şey eşitlendi Geriye şiirler kalacak belki Rüyanın gerçekliğine tanıklık edecek Ocak 2008 Ataol Behramoğlu şiirlerini çok severim, bazı geceler saatlerce sesli sesli hatta bağıra bağıra okuduğum olur şiirlerini. Bu yazıyı yazmadan önce yine neredeyse bağıra bağıra şiir okuyordum. Çok kez okumuşumdur yukarıya alıntıladığım bu şiiri ancak son okuyuşumda beni derin düşüncelere sürükledi. "Ben kimim?" sorusunu sordurttu. Bu sorunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. "Gnothi seauton" yani "kendini tanı" Apollon tapınağında altın harflerle yazılı bir sözdür. İnsanlar tarihin b...
Size acı bir değişimin hikayesini anlatmak istiyorum. Konu galata kulesi arkadaşlar. Galata kulesinin dibindeki merdivenleri bilmeyeniniz yoktur. Eskiden o merdivenlerde büyük bir çoğunluğu üniversite öğrencilerinden oluşan insanlar oturur, biralarını yudumlarken sohbet ederlerdi. Gitar çalanların yanında yan flüt çalan bile gördüm ben o merdivenlerde. Biz de arkadaşlarla bunaldığımız zaman gider oraya kurulur sohbet eder şarkılar söylerdik. İyi kötü bir çok anımız var bizim de o merdivenlerde. Hatta bir keresinde hafif çakır keyif şekilde Ferdi Özbeğen’in dilek taşı şarkısını söylerken yaşlı sayılabilecek bir amca yanımızda durup “gençler, bu yaşlarda bu şarkılar tehlikelidir. Dikkat edin” dedikten sonra gülmüştü bize. Güzel zamanlardı. Sonradan yasakladılar orada oturmayı. Şimdilerde büyük büyük saksılar koymuşlar ve etrafına da bant çekmişler. Başlarda var olan olay yeri bandı yerini kırmızı şeritli banda bıraktı. Olay falan yoktu oysa ki.. En azından gençlere göre. Ben ç...
bakış yetmezliği çekiyorum buralarda kançanağı gözlerime değmesin gözlerin, boşver yerçekimsiz karadelikler üretiyorsun aromatik bileşikler listesinde yok kokun nerden geliyor yüzündeki bu renk? arkam dönük dış dünyaya sevgilim gölgelerin yalancısıyım ben bilmem.. ama sen bilirsin, yağmurlu bir günde el ele tutuşup şarkı söylemeyi gök kuşağında yürümeyi yalın ayak gölgenden hızlı koşmayı ve yorgun bir kaya gibi dinlenmeyi iyi bilirsin ah öyle yorgunum ki ne şarkı söyleyecek sesim ne yürüyecek hevesim ne de koşacak halim var ama öğretirsen eğer, dinlenmek isterim kollarında çünkü gölgelerin yalancısıyım ben, bilmem. (Bu şiir Ayyıldız dergisinde yayınlanmıştır.)
simsiyah bir gece karşı apartmanda bir adam başı sarkmış camdan bir söğüt dalı gibi boynu ve ağzında kırmızı bir ateş, dumanı efkar tütüyor camları açık aralık soğuğuna gözleri pencere denizliğine dayanmış kollarına bakıyor loş ışığında Che posterinin, Rodrigo’nun gitar konçertosunu açtım içimde azalan sana ve adamın efkarına ağladım
Bir süredir bir şey yazamıyorum. İçimden gelmiyor. Tam ve geçerli bir nedeni yok sanırım. Yayınlamak konusunda da sıkıntılar çekiyorum üstelik. Bir şeyler karalasam da bu sefer yayınlamak istemiyorum ama bol bol okuyorum. Schopenhauer okuyorum, ismini bile unutttuğum bir çok yeni şairin şiirlerini falan okuyorum. Üretkenlik farklı bir şey ve insanın her ürettiği de aynı kalitede olmuyor.. Daha önceden yayınladıklarım çok mu kaliteliydi sanki? Hayır. Ama beni tatmin ediyordu ve önemli olan da bu zaten. Yazılan romanlar, şiirler, denemeler, hikayeler yazanın hayatından parçalar taşıyor illa ki. Her yazar biraz sallar elbet ama büsbütün kurmaca yazmak ustaların işi. Ben hayattan, yaşadıklarımdan kopya çekiyorum. Bu sıralar hayatım çok yolunda, keyfim inanılmaz yerinde. Ne yazayım yani? Mükemmel aşkların şiiri olmaz ki. Olsa da ben yazamam dostlar kusura bakmayın. “Anlat İstanbul” adında bir film var, Türk yapımı. İzleyenler bilir, bir ihanet sahnesinde Altan Erkek’linin oynadığı ada...