Anası avluda tandırı yakmıştı. Tandırdan yukarıya bir kucak yalım durmadan fışkırıyordu. Hasan ürpertiler içinde elindeki tabancasıyla oynuyordu. Babasının tabancasıydı elindeki. Yalımlar sündü sündü, sonra birden düşüverdiler. Anası tandıra eğilip eğilip kalkıyordu. Hasan titriyordu, ürpermişti. etleri çekiliyordu. Başı dönüyordu. gözlerinin önündeki yalımların içindeydi anası... Birden elindeki tabanca ateş aldı. Bir çığlık koptu... Bir daha ateş aldı, bir daha... bir saç, et yanığı kokusu aldı ortalığı... Hasan birden boşalıverdi, ortada bir süre, tabancası elinde, tandırın başında dolandı durdu. Anasının tandıra girmiş başındaki saçlar yanıyordu. Anavarza'ya doğru aldı yatırdı. Okuduğum şu dizeler beynimde şimşekler çaktırdı. "Ana" kültürümüzde olduğu gibi bir çok kültürde oldukça değerli. Peki töre ya da mahalle baskısı kadar değerli mi? Bunu düşündürdü bana Yaşar Kemal'in bu kısacık romanı. Olayı kısadan özetleyecek olursam; Hasan küçük bir çocuk, babası Hal...